‘Şiir’ olarak etiketlenmiş yazılar

Bir Başka Sevdim Seni - Pınar Yılmaz

Cuma, 14 Kasım 2008

Ellerinin her dokunuşunda
Binlerce çiçek can buldu içimde…
Binlercesi umut olup açtı
Hiç biride solmadı gidişinle…
Anlamadın ama;
Ben seni bir başka sevdim….

Kimse kaybetmez gözlerinde kendini
Kimse bu kadar fedakar olamaz benim gibi
Ve ben bir daha kimseye hissedemem bu hisleri
İnanmadın ama;
Ben seni bir başka sevdim….

(more…)

Hangi Kıyısındayım Gülüşünün - Kağan İşçen

Çarşamba, 02 Temmuz 2008

hangi kıyısındayım gülüşünün
özlemler yorgunu sözcüklerimde
arı duru yaz çiçekleri
seni de değil
şöyle bir anılardan gelip geçişini özleyen

anlam yitti
yüzlerimiz yok artık
gözlerde hep aynı boş muamma
soytarılığın da bir şerefi vardı
okumaya vakit yok yangınlarla örtülü
sabah yürüyüşlerinin uykusuzluk öykülerini

şafak vakti yağmurları geçirmez bir camdır
şaka yapar gibi geçen kışsızlık kışında
sakinleşmeye çalışan semtleşmelerimde
semt aşklarınızda sizinle benim
şımarık bir su geçirmezlik vardır şafak vakitlerimizde
hani sabah beşlerde falan öpüşürdük otobüs garlarında
öksüz bakışlı muavinler uyarırdı rahatlığımızı

düşlerimle silkindiğim vakit o piyano faslında
az daha unutuyordum ya o kemane taksimlerin
geceye şirk koşması kendini
ya o şiir yazmadan geçiremediğimiz akşamların
kuma çıkması çoğullaşan yatak odası saatlerine
(more…)

Türk - Ahmet Tekin

Çarşamba, 25 Haziran 2008

Ben Anadolu’yum ben Güneşim
Tabiatla haşır neşirim Tabiat’ım
Ben Toprak ben yağmur ben yıldırım
Bent’im ben ; bentleri en iyi ben kurarım
Sel olup akar bentleri yine ancak ben yıkarım
Biliyorlar bilmeliler çünkü Güneş benim
Söndüremezler Sönmez benim güneşim
Çünkü gündüz benim gece benim
Yıldırım yağmur sel benim…
Dağ benim Dağlar benim Dağ Benim
Türk’üm türküyüm söylenirim dillerde
Gökyüzü benim Ay benim Yıldız benim
(more…)

Amel Defteri - Ahmet Tekin

Çarşamba, 25 Haziran 2008

Dolaşırım Kul ve Nefes’ler arasında türlü şekillerde tüm Yeryüzü’nde
Dağlarda Ovalarda Kıtalarda Okyanuslarda Denizlerde
Yer ve zaman mefhumu yoktur ölümlü faniler gibi Biz’de
Milyarlarca ışık hızıyla atomlara parçalanıp ayrılarak moleküllerin moleküllerinde
Hülasa her zaman diliminde görünerek veya görünmeden sessizce
Yaşanan Nefes verilen her yerde
Çünkü Vazifemizdir Yeryüzü’nde doğanı yaşananı öleni
Verilen her Nefes’i kaydetmek Amel Defteri’ne
Arada sıyrılır çıkarım saniyenin salisesinin salisesinin birinde …. bir zamanda gökyüzüne

Bir Işık gördüm bir Nefes süzüldüm göğün katmanlarından
On Sekiz Kasım Bin Dokuz Yüz Elli Sekiz’de Kayseri’ye
Kayıt düştüm Nefes’i Amel Defteri’ne Adı Ahmet
Ana adı Kul ve Nefes ; Saliha Baba Adı Kul ve Nefes ; Mustafa diye
Çağrıldım çıktım göğün katmanlarını aşarak Rahman ve Rahim olan Allah’ın Emri ile
(more…)

Ümitli Proleter 6 - Kağan İşçen

Pazartesi, 23 Haziran 2008

Ümitli Proleter 6

ağzım yüzüm bulut bulaşığı yağmur artığı
sarmaşık adeti
seni görmek sarıp sarmalar içimi
kış başlangıcı gibi istanbul gibi
türkü kadersizliği
iki gözüm
ayaklanır üzerimde hapsolmuşluğun
ben şaşkın acar delikanlı
devrimci
(more…)

Olmuyor Gardaş… - İbrahim Şahap

Perşembe, 12 Haziran 2008

Hangi Derde Yanam Gardaş,
Bizim derdimiz Doğarken Başladı,
Doktorsuz Köyde Ebenin Elinde Doğduk..
Babam Adımı Şiwan Koymuş Yani Ağıt…
Hangi Derde Yanam Be Gardaş..
Çocukken Misket Yerine Taş Oynadığımıza mı?
Yoksa Okul Diye Okuduğumuz Yıkık dökük Dört Duvara mı?
Sen Söyle Gardaş Ben mi Suçluyum…
Yükümüz Ağır,
Derdimiz çok,
Ama Anlımız Daima Ak..
Ben Doğuluyum Ama Allahın Kuluyum….
Hani Bize Verilmiş Sözler..
Seçim Zamanı Geldimi Kapımızı Çalanlar,
Kürsüye Çıktılarmı İnsanlığımızıda Çaldılar..
İlaçsız Gelmiş Doktoru,
Sürgün Gönderilmiş Öğretmeni Ben Ne Yapayım Gardaş..
İyi Kötü Okuduk Okulu Bitirdik,
Verdik Elimizi Çağdaş Denilen Batı Sömürgesine,
Gittik Batılı İnsanı Nasıl Olurmuş Gördük Gardaş,
Köylü Milletin Efendisi Diyenler Şimdi Kro Diyorlar..
Bu Nasıl Yaman Çelişkidir Gardaş..
Hele Bi Çatısız Evde Mum Işığında Otursunlar…..
Bellerine Matara Geçirip Su Taşsınlar..
Peki Benim Suçum Neydi Gardaş Benim Suçum Ne?
Bizde Bu Vatan Uğruna Canımızı,Kanımızı Vermedik Mi?
Bizimde Çocuklarımız Babasız Kalmadı..
Kimse Çanakkaleyi Unutmasın Orda Benimde Dedem Yatıyor…
Eee Peki Demokrasi Dedikleri Şey Bumu Be Gardaş
Yüzyıllık Geleneklerimize Vahşet Dediler..
Anamızın Başındaki Yazmayı Savundukmu Laik Değilsin Dediler…
Hakkımızı Arıyalım Dedik Vatan Haini Ettiler..
Sanki Ben Musallat Etmişim Terör Denilen Belayı..
(more…)

Adana’da Şehla

Çarşamba, 11 Haziran 2008

Adana’da Şehla

portakal kokulu şehla
kirpiklerinden mi içtim şimdi şu suyu?
gözlerin mi ki bu yaz yağmuru?
ben sana değil
o şaş bakışlarındaki felsefî özleme
o çamaşır suyu kokan saf duruşuna
en az sana olan uzaklığım kadar
hayata bu kadar samimi duruşuna
yazdım bu şiiri….
(more…)

Adanalı Hâlâ

Çarşamba, 11 Haziran 2008

Adanalı Hâlâ

kolların portakal dalı
mattı onları örten tüylerin
ara sokağın taze basmalı hayatı
çiçekli sabahlığın aydınlığındaki
taze sabahın kokusu
şimdi ancak hayallerimizde ısındığımız
yok artık yanıp kavrulduğumuz bahçemiz
hayat pınarımızdı o sarı
contası bozuk musluğumuz
kardeşinin kıçını defne yeşili sabunlarla
yıkadığın o leğende
yıkardın sanki damı cibinlikli pencereleri sineklikli
hayallerimizdeki evimizin kırk yıllık taşını
ibrahim talıses dinler gorki okurduk
senin için eski olmazdı hiçbir şey
ananın kırk yamalı kara şalvarı
babanın kenarları bantlı çatlak camlı gözlüğü
anteni kırık el radyosu
herşey saray eşyasıydı be çiğdem
hele o konu komşudan emanet fistanların
herşeeeyyy güzeldi sende senle rengarenk
acı turuncu ırgat adananın sıcağı kadar sıcak düşlerimiz gibi
hırka çorap etek çiçekler gömleğin
öptüğüm kokladığım
(more…)

Adanalı Delikanlının Türküsü

Çarşamba, 11 Haziran 2008

Adanalı Delikanlının Türküsü

bilmemektir gitmek
ben sadece bildiğiyle kuşatılmış
bildiğim bir tek bilmediğin
dağların yalnızlığını
ayakta öldüğünü ağaçların
yalan olduğunu sendeki güzelliğin
bir bakarım kendimim sendeki güzellik
bir bakarım türkü bürünüşlü sevi sana
o benim bakış açım
ince çizgi şeklinde köy yolu gibi
bırak biz konuğu olalım ölümün
biz davetsiz ölüme davetsiz iki misafir

bilmemektir gitmek
severiz el alırdı
belki o
bilmemekten
darısı düşman başına durumları
ama sel değil çarşambayı
aldı gözlerimi
gözlerimde bir şey bırakmadı
bir yalnızlık kaldı bir de arkada bakışlarım
gözlerim bir sana açık
ne yıldız
ne hatıra defteri
ben hatır gönül bilmem bilirsin
ben aklımı yemişim peynir ekmekle
yalandı unuttuğum
ekmeğe bile körüm şimdi

bilmemektir gitmek
nah şöyle taş olayım yanlışsam
herşey bende kaldı
anamın iş çantama koyduğu azığa bakamayım
herşey bende
bir gidişin hariç
mahalle fotoğrafçısında çektirdiğin arabesk resmin
öperken kopardığım ucuzluk pazarından aldığımız
morcivert düğmelerin
en çok da dünyalar benimdir havasında gülüşlerin
ben çatık kaşlarımla ancak küçük dağları yarattımdı
bir de sabahçı kavesinde ağladımdı evsizin türküsüne

bilmemektir gitmek
herbişeyini bağışladım da
ah bir şu cahilliğin yıktı beni
gittin el itine
kırdın bu delikanlının kalbini
o ev hayalleri
o köy işi vitrinler
sandıklarda naftalinli basmalar havlular
kenarı işlemeli yağlıklar
gitti hırtın birine
ben hem mahallelinin havasını
hem de aldım kendi havamı
çıkamıyom bundan kelli kuş sohbetlerine
çocuklar götürmüyo beni mahalle kavgalarına da
bir çaycı niyazi
bir de lafçı zekiye adam yerine korlar beni
bir de kamburun zeki
(more…)

Açtığın Yaralar

Çarşamba, 11 Haziran 2008

Açtığın Yaralar
sığırcık yavrusu cıvıl cıvıl bende açtığın yaralar
şimdi saf tutmuş acılarım ana sütü
afrodizyak duyumsadığım düşüncelerin
artık prozac mı olur bilumum anti depresan mı
dizboyu kararsızlık alabildiğine ihtimal
kaskatı zaman med cezir umut dört mevsim vivaldi gözyaşlarım
kaygılar içimde bürünmüş sessizliğe
(more…)