Mayıs 2008 için Arşiv

BİR KEZ GÖNÜL YIKTINISA

Cumartesi, 31 Mayıs 2008

Bir kez gönül yıktınısa
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

Bir gönülü yaptınısa
Er eteğin tuttunusa
Bir kez hayır ettinise
Binde bir ise az değil

Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hakk’ı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil

Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Belî kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil
(more…)

AŞKIN ALDI BENDEN BENİ

Cumartesi, 31 Mayıs 2008

Işkun aldı benden beni bana seni gerek seni
Ben yanarım düni güni bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinürem ne yokluğa yirinürem
Işkun ile avınuram bana seni gerek seni

Işkun âşıklar öldürür ışk denizine taldurur
Tecellîyile toldurur bana seni gerek seni

Işkun şarâbından içem Mecnûn olup tağa düşem
Sensin dün ü gün endîşem bana seni gerek seni

Sûfilere sohbet gerek ahîlere ahret gerek
Mecnunlara Leylî gerek bana seni gerek seni
(more…)

KANIT

Cumartesi, 31 Mayıs 2008

yalnız çığlığım var elimde yokoluşu kanıtlamak için

dengede tutmak için aşkın ve kurtuluşun cesaretini
unutulmaz ki senin şakaların terazisinde
hep acının kefesinde dara olduğun
aşkı tadışın rakıyı yudumlayışın
susmayı küsüşün sesi ünleyişin
anımsanır her eflatun düşüne
yalancı ama yeni bir aşkı yakıştırdığın

behçetim don değiştirmiş hezarfenim
çıkarmış yüreğinin kanatlarını
madımak’ta uçmaklığa kavuşur

söyledikçe sır tutmaz aynalar
ele veriyor kimliğini
koşuyor kış tozuyor bahar
bitiyor güz kavuruyor yaz yakıyor
kırılıyor boynu kuğuların pervanelerin
hasretlerin metinlerin asafların
gösterdikçe gizi yitiyor görüntülerde
kirletilen insanlığın

behçetim don değiştirmiş hezarfenim
çıkarmış yüreğinin kanatlarını
madımak’ta uçmaklığa

biliyorum gülüşün deprem
biliyorum haykırışın boran
susturur. ama ya acıyı
biliyorum soluğu cana can verir, olsun!dur
nasıl da yakışıklıdır gözleri: giritli, göçmen
dudakları çarpışırken dilinin erdemine
dişleri şahmeran kalesinin temel taşları
düşleri, ne de olsa askeri bir tıbbiyeli, eyy!
(more…)

Her Günkü Şarkım

Perşembe, 29 Mayıs 2008

Her gün ekmeğimi bölüşürsün
Yalnızlığımın sofrasında,
Yorganım altında üşürsün
Her güz ve bahar arasında.

Bağlayansın her göz yaramı,
Gülmek görevin ben gülünce;
Yağmur senin gibi ağlar mı
Gözlerimden yaş dökülünce?

Her düşüncemin ıstıraplı
Serüveni, hayırlı rüyam.
Sen ey, günahlı ve sevaplı,
Allahlı ve şeytanlı dünyam!
(more…)

Geçmiş Zaman Olur ki

Perşembe, 29 Mayıs 2008

Eski zamanları özlerdi anam ,
Babam methederdi .
“Eskiler şimdiden iyiydi ” derdi .

Evlerimiz :

Küçük de olsa,harap da olsa
Herkesin bir evi vardı.
Bir camı mutlaka
Bahçeye bakardı .
Tel dolapları , tavanda mısır koçanları ,
Avluda ambarlar vardı..
Kadınlar süt sağar ,
Erkekler satardı.
Parasıyla ; hanıma şalvarlık ,
Kıza entari , oğlana pabuç alınırdı
Naylon, yandan şıkşıklı .

Bakkal Süleyman ; birinci , Gelincik , Bafra ,
Kulüp cıgarası.
Teneke peynir ,kırık leblebi , kuru üzüm
Satardı.
Her ayın başında hesap açar ,
Sonunda kapardı.
Yani , kimsenin
Kimsede alacağı kalmazdı..

Balıklı köprüsünde dilenci Kör Memet ,
Kapılarda dilenci Kör Zülâ ,
Sokaklarda Cevdet..
Cumaları fakirler doyurulur ,
Kimsesizlerin hali vakti sorulurdu.
Gönüllere nur , evlere bereket yağardı.
O zamanlar insanlık vardı.

Komşuluk :

Yağmur yağdığında dam`lar akardı
Her odaya tencere,sahan koyardık.
Bazen de borulardan kurum damlardı ,
Teneke kutu bağlardık.
Her şeyin kolayı vardı.
Kimse kimseyi kıskanmazdı ,
Komşuda ne varsa , komşuda vardı.
Hesna Hanım börek yollar ,
Karşılığında yaprak sarması giderdi.
Tencere dolusu, “Tadımlık canım (!)”
Kim hastalansa , Hayriyanım koşardı
Adı gibi hayırlı.
Şifalı otlardan merhem ,
Nane-limon,ayvadenesi ,
Her derde deva çörekotu .
Hayriyanım` ın marifeti çoktu.
Kim ölse “Efkarlı ” koşardı
Yürekten , sevecen , telaşlı .

Ramazanlar ve kış geceleri :
(more…)

Ben Bir Eylül Sen Bir Haziran

Çarşamba, 28 Mayıs 2008

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgâr
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki diz boyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilk yaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun..
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
(more…)

Hüznü Büken Örs Neresinde Hayatın

Çarşamba, 28 Mayıs 2008

Şimdiden geçip gitmektedir gelecek
O müthiş yalnızlıkta
Sıyrıklar eksilmez bedenden.

Hüznü büken örs neresinde hayatın

Sisli bizli kapıların ardına gizlediğimiz
Hangi yanıdır yüreğimizin
Ki dil ile ne girdi ki us arasına
Tutuldu aşk
Tutuldu ay
Dilin sunaklarından kalbimize yapıştı.

Durmadan eskiyen yanlarımızı soyunuruz
Tutunmak için bir yüreğin incelmiş kıyısına.

Sensizliğin resmidir / nereye bakılsa
Bu derin sessizlik aynadır elbet
İp kopar
Ayna kırılır
Dağılır bütün görülenler ve görünmeyenler.
(more…)

Şiir ve Şiir Türleri

Çarşamba, 28 Mayıs 2008

Şiir, dilin anlam, ses ve ritim öğelerini belli düzen içinde kullanarak bir olayı, ya da bir duygusal ve düşünsel deneyimi yoğunlaşmış ve sıradanlıktan uzaklaşmış bir biçimde ifade etme sanatıdır, ama birçok yazar ve şaire göre değişebilir. Yahya Kemal Beyatlı şiiri bildiğimiz musikiden farklı bir musiki” olarak tanımlarken, Cahit Sıtkı Tarancı’ya göre şiir “Kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır” Ahmet Haşim şiiri “Söz ile musiki arasında olan fakat sözden ziyade musikiye yakın olan bir lisan” olarak tanımlar. Necip Fazıl Kısakürek ise şiir için “Mutlak hakikati arama işidir” Erdi Bilal Yeşildal İmbikten süzülmüş kelimelerin, kelebeklerce kanat çırpışı ;) der. Şiirin belli bir konusu ve üslubu vardır. Kimi aşk, ayrılık konusunu işler, kimi okura bir bilgiyi özlü bir biçimde verir. Bu sınıflandırma ile şiir türleri ortaya çıkmıştır. Bunlar Yunanca adlarıyla anılır. Lirik, epik, didaktik, satirik, pastoral, dramatiktir. Tanzimattan sonra oluşan bu adlandırmalardan önce Türk şiiri nazım şekillerine göre gazel, kaside, rubai, şarkı ve koşma olarak sınıflandırılmaktaydı.

Şiir türleri
(more…)

Adına yaktığım türküler

Çarşamba, 28 Mayıs 2008

Ne söyler bu türküler
Ay karanlık gecelerde yüzen gemiler
Sevilip sevdikten sonra
İnsan böyle yalnız mı kalır
Bahtına hatırlamak mı düşer

Ne söyler bu türküler
Bomboş ovalardan geçen trenler
Bir kere Menemen’den
Kolları kelepçeli bir adamla
Bir cardarma oturdular yanıma
Manisa’da indiler

Küçüktün annem söyledi
“Atımın adı Dilber’dir”
“İskender Bey dayımdır”
Büyüdüm neden sonra anladım
Has bahçede kör sarmaşık
Karışık güller arasına
(more…)

Gurbet

Çarşamba, 28 Mayıs 2008

Büyüdükçe büyür, ayrılık, hasret
Yıllardır belime, vurursun gurbet
Bana, dedin ki hep, bitecek elbet
İçimde, ur gibi, durursun gurbet.

Bakmadın gözümden, akan yaşlara
Sektirdin beni de, taştan taşlara
Çevirdin yolumu, göçmen kuşlara
Yollarıma kapan, kurarsın gurbet.

Hayatı bağladın, kendi eline
Hayat bu diyerek, vurdun belime
Hece hece düştün, her gün dilime
Sokak sokak beni, ararsın gurbet.

Yıllardır ederim, feryadı figan
Elimizden düşmez, kalınca urgan
Bağrımın üstünde, olmadı yorgan
Geceyi gündüze, sararsın gurbet.
(more…)